Yazar: Tur

  • Efes, dünyanın en büyük ve en etkileyici antik kentlerinden biridir

    Efes, dünyanın en büyük ve en etkileyici antik kentlerinden biridir

    İlk çağın en tanınmış şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes Nehri’nin akıntılarını boşalttığı körfezin civarında inşa edilmiştir. Tarıma uygun topraklar, Doğu’ya açılan önemli bir ticaret yolu olması, hem putperestlik hem de Hristiyanlık dönemlerinde çok önemli bir dini merkez haline gelmesi, tarihte büyük bir şehir olarak anılmasını sağlamıştır. Bilim ve sanat alanında tanınmış, ünlü şahsiyetler yetiştirmiştir. Bunlar rüya yorumcusu Ardemidotus, şair Callinos ve Hipponax, filozof Heraklitos, ressam Parrhasius, dil bilgini Zenodotos, doktor Soranos ve Rufus’tur.

    Efes’in tarihi M.Ö.6000’lere kadar gitmektedir; bu, son dönemlerde Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde bulunan eserlerle kanıtlanmıştır. Ayasuluk Tepesi’nde gerçekleştirilen kazılar, bu alanda Erken Tunç Çağı’ndan günümüze kadar kesintisiz bir yerleşimin mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, eski Efes’in Ayasuluk tepesinde bulunduğunu ve buranın Anadolu halkları ile Hititler tarafından yerleşildiğini göstermektedir. Ayrıca Hitit yazılı belgelerinde Apasas adıyla anılan kentin bu yer olduğu da kesinleşmiştir.

    Antik yazarlar Strabon ile Pausanius ve tarihçi Herodot, Efes’li şair Callinos gibi eski kaynaklar, Efes’in Amazonlar tarafından inşa edildiğini ve yerel halkın Karyalılar ile Leleglerden oluştuğunu göstermektedirler. M.Ö. 11. yüzyılda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelerek Efes bölgesine yerleşmiştir. Söylenceye göre; Androklos, yeni bir şehir inşa etmek üzere yola çıkmadan önce kahinle görüşür. Kahin, o şehri inşa edeceği yeri bir balık ve yaban domuzunun göstereceğini belirtir.

    Adamlarıyla beraber Anadolu sahillerine ayak basan Androklos, tuttukları balıkları tavada pişirirken, tavadan sıçrayan bir balığın yaydığı kıvılcımlar çalıları ateşe verir. Çalıların arkasındaki bir yaban domuzu alevlerden korkup kaçışmaya koyulur. Andraklos’un kahinden duyduklarını hatırlayarak Atina’ya biner, yaban domuzunu izler ve onu öldürür; öldürdüğü yaban domuzunun olduğu yere şehrini inşa eder. Bu efsane Hadriyan Tapınağının frizlerinde tasvir edilmiştir.

    Bu kabartmaların asılları Efes Müzesi’nde sergilenmektedir. Helenler buraya vardıklarında Anadolu’nun neredeyse her yerinde olduğu gibi Ana Tanrıça Kybele’yi en yüksek tanrı olarak keşfettiler. Yerli halkla iletişim kurabilmek amacıyla Artemis’i ana tanrıçayla özdeşleştirerek aynı mekanda ibadet etmeye başladılar. Artemis Efes’te Anadolu’nun baş tanrıçası Kybele’nin yerine geçerek bereket tanrıçası durumuna gelmiştir. M.Ö. 625 yılında ilk Artemis tapınağı inşa edilir. M.Ö. 7. yüzyılda şehir Kimmerler tarafından ele geçirilir ve Artemis Tapınağı yok edilir.

    M.Ö. 560 yılında Lidyalılar tarafından Efes alınır ve şehir Artemision etrafına taşınır. Bugün ziyaret edilen Efes, Büyük İskender’in generallerinden Lysimachos tarafından M.Ö. 3. yüzyılda Bülbül ve Panayır dağları arasındaki vadide inşa edilmiştir. Kent Akdeniz’in önde gelen deniz ticareti merkezlerinden biri haline gelmiştir. M.Ö. 2. yüzyılda Romalıların kontrolüne giren Efes, hızla ilerlemeye başlamış ve Roma İmparatorluğu’nun Küçük Asya’daki başkenti olarak M.S. 2. yüzyıla kadar en ihtişamlı dönemini geçirmiştir.

    O dönem kentin nüfusu 250 bin civarındaydı. Gerçekleşen büyük depremler ve Bizans Dönemi’nde Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlarla dolan limanın bir bataklık haline gelmesi ve sıtma salgınının ortaya çıkması nedeniyle şehir terk edilir. Efesliler, kentin ilk kurulduğu yer olan Ayasuluk tepesine yerleşim gerçekleştirirler. 1304 yılında Selçuklular tarafından alınan şehir, 1426 yılında Osmanlı topraklarına dahil olur. 1914 yılında Ayasuluk ismi Selçuk olarak değiştirilmiştir. 1957 yılında İzmir’in bir ilçesi haline gelmiştir.

  • Göreme Milli Parkı Üzerinde Kapadokya Sıcak Hava Balon Gezisi

    Göreme Milli Parkı Üzerinde Kapadokya Sıcak Hava Balon Gezisi

    Sıcak hava balon turları için dünyanın en iyi yeri Kapadokya bölgesidir. Dünya içerisinde doğa ve tarihin en güzel şekilde bir araya geldiği yerdir. Coğrafi olaylar garip kaya oluşumları oluştururken, tarihsel süreç boyunca insanlar bu toprak sütunların içine evler ve kiliseler oyarak ve fresklerle süsleyerek bin yıllık uygarlıkların izlerini taşımışlardır. Kapadokya’da ‘mutlaka görülmesi gereken’ pek çok yer var, örneğin; çeşitli ‘peri bacaları’, Göreme Vadisi, Göreme Milli Parkı, kaya kiliseleri, kaymaklı, Derinkuyu veya Özkonak yeraltı şehirleri, Zelve Vadisi, Avanos, çanak çömlekleriyle birlikte, Uçhisar ve Ortahisar kaya kalesi, Ihlara Vadisi, Kızıl Vadi ve Soğanlı.

    Dünyada ilk kez var olması 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan balonla uçuş sporu, ülkemizde de yoğun bir şekilde ilgi görmektedir. Uzun yıllar boyunca bireysel spor amacı ile yapıldığı gibi, ülkemizin turistik bölgelerinde bölgesel aktiviteler sırasında balonla şehir turları da yapılmaktadır. Balon, içine doldurulan sıvı propan gazının ısıtılması ile havalanır. Uygun rüzgar altında (10 km/s’nin altında) sakin bir uçuşla uzun süre havada kalabilirsiniz. Uygun uçuş yüksekliği 500 – 1500 feet arasında olan, irtifa kazanımı ve kaybı olan balon yönlendirme, hızını değiştirme, deneyimli bir pilot tarafından kolaylıkla yapılabilmektedir.

    Balonun Yapısı
    Sepet içerisinde genellikle hafif ve sentetik bir malzeme olan “vimin”den imal edilen ve balonun yolcularını taşıyan propan gazı tüpleri, altimetre, termometre, havaalanı ile haberleşme için kablosuz, varyometre ve yangın söndürücüler bulunmaktadır. Propan tüpleri, yaklaşık 20 kg. Sepet içindeki her bir ağırlık, balonun genişlemesini koruyan propan gazı içerir. Her tüp, balona yaklaşık 40 – 45 dakikalık bir uçuş imkanı sağlar.

    Balonun toplam kaldırma kuvveti 771 Kg civarındadır. Balonun kalkışı, balonun içine doldurulan propan gazının, altındaki fırınlar vasıtasıyla ısıtılması ile sağlanır. Fırınlar balonun hacmine göre 2 veya 3 adet olabilir. Balonun içindeki ısı asla 120 dereceyi geçmemelidir. Uçuşu durdurarak inişi sürdürmek için içine kırmızı ip çekilir. Bu sayede aktif düşen valf, içindeki havanın hızlı bir şekilde dışarı atılmasını sağlar. İç havanın boşaltma hızının yetersiz olması durumunda balonun üst kısmında bulunan acil durum deliği açılır.

  • İstanbul’da her zevke ve bütçeye uygun zengin alışveriş seçenekleri var

    İstanbul’da her zevke ve bütçeye uygun zengin alışveriş seçenekleri var

    Eminönü’ndeki Yeni Camiin’in yanı başındaki Mısır Çarşısı veya Baharat Pazarında mistik doğunun hayal alemine uzanabilirsiniz. Şehrin eski bölgesindeki Sultanahmet de ayrı bir alışveriş merkezi haline aldı son yıllarda. 18’inci yüzyıl Mehmet Efendi Medresesi’ndekı İstanbul Sanatları Çarşısı ve yakınındaki, mimar Sinan tarafından yapılan 16. yüzyıl Caferağa Medresesinde zanaatkarları çalışırken görmek ve yaptıklarından satın almak mümkün.

    Taksim – Nişantaşı – Şişli semtlerindeki seçkin dükkanlar pazar yerlerindeki kargaşanın tam tersini yansıtıyor. istiklal, Cumhuriyet ve Rumeli Caddelerinde, Türkiye’nin yüksek kaliteli tekstillerinden üretilen şık modelleri satan dükkanları rahatça gezebilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Birbiri ardı sıra açılan alışveriş komplekslerinde ise İstanbuldakı en şık mağazaların şubeleri yer alıyor.

  • Türkiye’nin; Denizi ve Doğal Güzellikleriyle En Popüler Tatil Yerleri

    Türkiye’nin; Denizi ve Doğal Güzellikleriyle En Popüler Tatil Yerleri

    Kıyılarının mükemmel plajları ve antik kalıntılarından kozmopolit şehirlerinin nabzına kadar. Ziyaretçiler, birinci sınıf bir yemeğin tadını çıkarmadan önce tarihi bir sarayın büyüsünde kendilerini kaybedebilir veya son teknoloji bir yatın konforunda yolculuklarına devam etmeden önce Roma kalıntıları arasında yüzebilirler. Zevkiniz ne olursa olsun, Türkiye’de görülecek ve yapılacak sayısız şey var. Türkiye’nin en büyük şehri olan İstanbul, çoğu gezgin için giriş kapısı görevi görüyor. İstanbul, dünyada iki kıtada yer alan tek şehirdir ve ziyaretçiler için çok sayıda büyüleyici cazibe merkezi sunmaktadır.

    İstanbul’un en popüler yerlerinden bazıları İstanbul Boğazı, Sultanahmet Camii, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Kariye Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, Galata Kulesi, Adalar ve Kapalıçarşı’dır. İpek diyarı Bursa, Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti ve modern Türk kültürünün doğduğu yerdi. Yeşil Cami ve Ulu Cami gibi camiler, ülkenin en önemli ve güzel camilerinden bazılarıdır. Ülkenin ilk kayak merkezi, şehrin güneyinde yer alan Uludağ dağında inşa edilmiştir.

    Çanakkale Boğazı’ndan Bodrum’un güneşli plajlarına kadar Türkiye’nin Ege kıyıları Türkiye’nin en güzel manzaraları arasındadır. Bir Ege turunun öne çıkan noktaları, efsanevi Truva Savaşı’nın yeri ve tahta atı olan Truva; bir zamanlar büyük bir kültür merkezi olan ve şimdi Türkiye’nin en iyi arkeolojik alanlarından biri olan antik Bergama; Roma Küçük Asya’nın başkenti Efes, tapınağı Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan tanrıça Artemis’e adanmıştır; Antik çağın en büyük heykeltıraşlık okulunun merkezi olan Aphrodisias; Göz kamaştırıcı beyaz kireçlenmiş kalelerden oluşan eşsiz bir masal diyarı olan Pamukkale; ve uzun, palmiyelerle çevrili bir sahili ve güzel plajları ile büyüleyici bir sahil kasabası olan Bodrum.

    Akdeniz kıyısındaki Antalya ili, Türkiye’nin başlıca tatil bölgesidir. Güneşlenmek, yüzmek ve spor yapmak için tam bir cennettir. Hepsinden iyisi, Antalya yakındaki arkeolojik cazibe merkezleri için uygun bir merkez olarak hizmet vermektedir. Antik tiyatrolar Aspendos ve Perge’de olağanüstü bir koruma durumunda bulunabilir ve ziyaretçiler Kekova’daki batık şehir Simena’yı gezebilirler. Patara, Letoon, Xanthos, Myra ve Apollonia gibi antik Likya kentlerinin kalıntıları da kolay bir seyahat mesafesindedir. Bunlar Anadolu Yarımadası’nın en büyüleyici yerleri arasındadır. İç Anadolu’daki Kapadokya, dünyanın en fantastik manzaralarından biri ve Türkiye’nin en popüler turistik yerlerinden biridir.

    Bölgenin ilk Hıristiyan sakinleri, zulmedenlerden sığındıkları 220’den fazla kilise ve çok sayıda yeraltı şehri oluşturmak için olağanüstü kaya oluşumlarını kullandılar. Diğer popüler destinasyonlar arasında Karadeniz Bölgesi’ndeki Safranbolu, geleneksel Türk evlerinin açık hava müzesi; Türkiye’nin güneydoğusundaki Nemrut Dağı, M.Ö. birinci yüzyıl Kommagene Krallığı’nı anan devasa taş tanrı heykellerinin bulunduğu yer. Orta Anadolu’daki Konya, 13. yüzyılda Semazenler olarak bilinen Mevlevi Tarikatı’nı kuran büyük İslam filozofu Mevlana Celaleddin Rumi’ye ev sahipliği yapmıştır. Her yıl Aralık ayı başlarında, beyaz cübbeli Mevleviler, Mevlana’nın ölümünü, dansa veya sema gibi transa dönüşerek muhteşem bir manzarayla anarlar.

  • Antalya’da Ne Yenir, Antalya’nın Meşhur Yemekleri

    Antalya’da Ne Yenir, Antalya’nın Meşhur Yemekleri

    Antalya, yöresel yemekleri ile ünlü. Öyle ki değişik malzemelerle yapılan birçok özel yemeği bulunuyor. Taratorlu piyaz, laba, hibeş, saç kavurması, tandır kebabı, Arap kadayıfı… Bu arada reçelleri de unutmamak gerekir. Greyfurt, limon, portakal, bergamot, turunç ve benzeri narenciye ürünlerinin yanında, patlıcan, karpuz ve incirden de yapılan pek çok reçel çeşidi bulunuyor. Akdeniz’in bu güzel kentinde deniz ürünlerin ise tadı bir başka güzel… Taze balıkların, ahtapotun, kalamarın ve midyenin lezzeti bile alıştığımızdan çok farklı…

    Bir turizm başkenti olma yolunda hızla ilerleyen Antalya’da Fransız mutfağından, Çin mutfağına kadar değişik mutfakların incelikli örneklerini bulmak mümkün. Antalya geceleri de epey renkli geçiyor. Gece kulüpleri, yat limanı lokantaları, Konyaaltı’ndaki restoranlar ve lüks otellerin yanı sıra; Kaleiçi’ndeki yan yana sıralanan bar ve kafeler değişik eğlence alternatifleri sunuyor. Hareketli geçen bir günün yorgunluğunu atmak için yapabileceğiniz en iyi şey, akşam serinliğinde Kaleiçi kafelerinde oturup soğuk birşeyler içmek olabilir.

    Dev çam ağaçları altındaki fıskiyeli ve süs havuzlu bahçede bir semaver sipariş verip, hararetinizi giderebilirsiniz. Burada içeceğiniz nefis demli çayın tadını unutamayacaksınız. Tek tük de olsa palmiye ağaçları altında keyifle nargile fokurdatanlara rastlıyorsunuz. Akdeniz’in leziz deniz ürünleri, şiş köfteler, şakşuka, acılı ezme, humus ve haydari gibi mezeleriyle ünlü Antalya’da, hemen her yerde ızgara alabalık, gözleme çeşitleri ve minik acılı turşu bulmak mümkün.

    Antalya Mutfağı, bölge ürünlerinin şekillendirdiği bir yapıya sahip.Turunçgiller, muz, susam, yer fıstığı, soya, domates, salatalık, biber, taze fasulye, kabak ve patlıcan en çok elde edilen ürünler. Zeytinciliğin de yapıldığı sıcak iklimli Antalya’da, sebze-meyve ağırlıklı bir mutfak göze çarpıyor.

    Geleneksel Antalya Mutfağın Meşhur Yemekleri

    – Antalya Usulü Kabak Tatlısı
    – Kabuklu Kuru Fasulye
    – Kömbe
    – Sütlü Bulgur
    – Balık Ekşilemesi
    – Ekşi Tarhana Yapımı ve Çorbası
    – Filisli Lapa
    – Cevizli Baklava
    – Enginarlı Girit Kebabı
    – Sedik Aşı
    – Un Tarhanası
    – Hülüklü Çorba
    – Hibeş
    – Holuşka
    – Şilofta
    – Sütlü Kabak Çorbası
    – Bergamot Reçeli
    – Demir Tatlısı
    – Yörük Kebabı
    – Keşkek
    – Un Helvası
    – Tahinli Piyaz
    – Domates Civesi
    – Topak Kızartma
    – Arap Kadayıfı
    – Nohutlu Kelle Paça
    – Tarator Kızartma
    – Tahinli Kabak Tatlısı
    – Finike Usulü Muz Tatlısı
    – Fesleğenli Bamya Yemeği
    – Zeytinyağlı Yaprak Sarması ve Etli Yaprak Sarması
    – Kabak Çiçeği Dolması
    – Haluşka
    – Sarı Burma Tatlısı
    – Turunç Karpuç Reçeli
    – Yanıksı Dondurma
    – Un Tarhanası Yapımı ve Çorbası
    – Göleviz
    – Araka Yemeği
    – Tatlı Tarhana Yapımı ve Çorbası
    – Çiğirdik

  • Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır

    Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır

    “Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler…” Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı böyle yazmıştı Bodrum için. Türkiye’nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır. İsterseniz Bodrum’u Türkiye’ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u ile başlayalım: ‘Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu.

    Bunlara ev değil ‘kule’ denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalin bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır.

    Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalin bahçesi olurlar. “Görüp yaşamayana, Bodrum’u tanımayana yalan gelebilir ama Cevat Şakir’in dedikleri aynıyla vakidir, inanın. Bodrum ülkemizin adından en çok söz edilen tatil yörelerindendir. Bodrum’u tanıtan Halikarnas Balıkçısı ve onun Bodrum’a sevdalandırdığı aydınlarımızın, Bodrum’u mesken tutup yılın büyük bölümünü ya da tümünü orada geçiren yazar – çizerlerimizin bu ünde büyük payları vardır. Selim İleri’nin, Vedat Türkali’nin ve daha nice yazarımızın romanları, hikayeleri vardır Bodrum’da geçen.

    Ünü gittikçe artan, ünü arttıkça kalabalığı da artan Bodrum’da bildiğiniz bir şairimize, yazarımıza ya da ressamımıza rastlarsınız mutlaka bir yerlerde. Ama elbette sadece buradan gelmiyor ünü. Bodrum’un engin yürekli süngercileri, denizlere sevdalı kaptanları, balıkçıları, beyaz badanalı evleri, evlerin duvarlarına sarılmış mor çiçekli begonvilleri, içinde olmasa da çevresindeki pırıl pırıl koyları ve en çok da gündoğumuna doğru uzayıp giden geceleri ününe ün katıyor Bodrum’un. Bodrum yalnızca dinlenilecek bir yer değildir. Tatile mutlaka eğlence katılır. Bodrum tatilinde gün ikiye bölünür.

    Gündüz masmavi bir koyda denize girilir, parlak güneşin yakıcılığına bırakılır bedenler, yani dinlenilir de geceye hazırlanılır. Gün batıp da yıldızlar gökyüzünü süslediğinde yeni bir hayatın çağrısı duyulur. Bu çağrıya kulak tıkamak mümkün değildir. Bodrum gecesinin çağrısıdır bu. Dostlukların, düşlerin, aşkların çağrısına kim karşı koyabilir? Hele bir de dolunay süslüyorsa gökyüzünü!.. Kıyı boyunda, çevre köylerde ve koylarda, beyaz badanalı evlerin kıyısına dizildiği sokaklarda, yamaçlarda lokantalar geceye hazırdır. Usta balıkçıların ağlarına, oltalarına paçayı kaptırmış balıklar buzlara yatırılmıştır.

    Orfozlar, renkli skaroslar, midye dolmaları, kalamarlar ve mutlaka ahtapotlar!..Bodrum’da rakı sofrası kurulmuşsa ahtapot salatası olmazsa olmaz. Ahtapotlarından mı, pişiren ustalardan mıdır bilinmez ama öyledir. Bodrum’da herkes kendi gönlüne göre bir yer bulur akşamı geçirecek. Balıkçı meyhanesi de vardır, pizzacı da. Fasıl geçilen yer de vardır, rock müzik de. Barlar Sokağı, Cumhuriyet Caddesi, Neyzen Tevfik Caddesi, Azmakbaşı; kısacası her yer barlarla, meyhanelerle doludur. Seçim sizin. Bodrum sadece deniz ve güneş değildir, sadece renkli geceler de değildir.

    İnsanoğlunun Bodrum’daki macerasının 3000 yıla uzanan bir tarihi var. Bodrum’lu Tarihçi Herodot kentin MÖ. 1000 yıllarında Dorlar tarafından bugün kalenin bulunduğu yerde kurulduğunu yazıyor. O zaman burası adaymış. Halikarnassos en parlak dönemini MÖ. IV. yy’da yaşamış. Burayı Karya başkenti yapan Mausolos’un 24 yıl süren yönetiminde dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze ancak temelleri ulaşabilen muhteşem Mausoleion anıtının yapımına başlanmıştı. Onun ölümünden sonra hem karısı, hem de kızkardeşi olan II. Artemisia anıt mezarın yapımını sürdürdü. O da tamamlayamadan ölünce sanatçılar kendi olanaklarıyla anıtı tamamladılar.

    36 sütunla çevrili İon tarzı tapınak bölümü, onun üzerinde 24 basamaklı piramix ve en üstte atlı bir araba ile Mausolos ve Artemisia’nın mermer heykellerinden oluşan 42 metrelik muhteşem bir eser ortaya çıktı. Heykeller ve bazı kabartmalar bugün British Museum’dadır. Kaçırılmamış, padişahın izniyle götürülmüştür. Artemisia ölünce yerine İdrius, ondan sonra da Prenses Ada başa geçmiş. Küçük kardeşi tarafından tahttan indirilen Ada kente hakim olan İskender (MÖ. 334) tarafından tekrar tahta çıkarılmıştır.

    İskender’den sonra bölge Lysimachos’un (MÖ. 301), sonra Ptolemaios’ların egemenliğine girmiş. MÖ. 189’da Rodos, 167’de Bergama Krallığı’na bağlanmış, MS. IV. yy’da Karia döneminde Piskoposluk Merkezi haline gelmiştir. 1274’de Menteşe Beyliği bu bölgede kurulmuş ve Kanuni Süleyman zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Eski kent bütünüyle bugünkü yerleşimin altında kaldığı için fazla bir şey ortaya çıkarılamamıştır. Bodrum’un üst tarafından geçen karayolunun yanındaki tepede bulunan ve restore edilen tiyatro da Maussollos döneminde yapılmıştı.

    Kent surlarının bir kısmı Gümbet yolundaki Myndos kapısında görülebilmektedir. Kentin simgesi sayılan Kale’nin gördüğümüz sonuncusu Saint Jean Şovalyeleri tarafından Sultan Çelebi Mehmet’in izniyle yapılmıştır. 1402’de yapımına başlanan kaleye zamanla eklemeler yapılmıştır. Bir depremle yıkılan Mausolleion’un kalıntıları kalede yapı taşı olarak kullanılmışlardı. Kalenin kuleleri yapılışlarına göre Fransız, İtalyan, Alman, İspanyol ve İngiliz Kulesi olarak adlandırılırlar. Kale bugün müze olarak düzenlenmiştir. Ülkemizin ilk ve tek sualtı müzesi buradadır.

  • Yamaç paraşütle, herhangi bir çaba göstermeden gökyüzüne uçma heyecanını yaşayın

    Yamaç paraşütle, herhangi bir çaba göstermeden gökyüzüne uçma heyecanını yaşayın

    Yamaç paraşütle, herhangi bir çaba harcamaksızın bir uçuş tatmak isteyenler çok heyecan verici bir spordur
    Yamaç paraşütü, özellikle Mavi Lagün’ün / Ölüdeniz üzerinde, Pamukkale travertenleri üzerinde, Bolu’nun Abant Gölü’nün tepesinde ve Kaş’ın yukarısındaki kıyı şeridi boyunca yüksek zirvelere ve hafif esen rüzgarlara uygun bir başka fantezi uçuşudur. Ve kuş bakışı manzaranın keyfini çıkarmak için lisanslı bir pilot olmanıza gerek yok. Deneyimli ve sigortalı yolcular, uçuş özlemi çeken herkese tandem uçuşlar sunar ve aşağıdaki manzaralar üzerinde meditasyon yapmak için ücretlerini ücretsiz bırakır. Üç yamaç paraşütü disiplini vardır: kros, bivak ve akrobatik.

    Yamaç paraşütü sporu, ilk bakışta serbest stil atlama paraşütüne benzer bir paraşüt ile uçak yerine yüksek bir tepeden koşarak havalanmaktır. Eğimli ve yüksek bir tepeye yatılan paraşüt, pilotun koşusu ile hava ile doldurulur ve pilot ile kalkış yapılır. Uçuşların süreleri, pilotun tecrübesi ve kullanılan malzemelerin performansı ile bağlantılı olarak kilometrelerce / saatlerce devam edebilir. Tek kişilik olabilmekle birlikte iki kişilik (tandem) kanatları vardır. İlk denemesi 1940’lı yıllarda yapılan ve günümüze kadar sayısız değişiklik yapılan yamaç paraşütü. Uçuş süresini ve performans güvenliğini artıran birçok yapısal iyileştirme yapıldı.

    İlk yamaç paraşütü serbest stil dalış paraşütüne benziyordu. Zamanla değişerek basınca dayanma özelliği yerine yüksek yükseltme gücüne sahip aerofil bir yapıya dönüşmüştür. Yamaç paraşütü kanat yapısı, 1980’li yıllardan itibaren kolay kalkış, yavaş alçalma oranı ve iyi uçuş performansı için uygun şekline ulaşmıştır. Ülkemizde yamaç paraşütü sporu, 1990’lı yılların başında Fethiye, Ölüdeniz (Blue Lagoon) bölgesindeki Baba Dağı’nın yabancı pilotlar tarafından keşfi ile tanınmış ve ilk olarak üniversite kulüplerinde aktif olarak başlamıştır.

    En ekonomik hava aracı olması ve doğa sporlarının içinde olması, günümüzde çok sayıda insan tarafından yapılmasını sağlamıştır. Temelde özel bir yetenek ya da çok fazla çaba gerektirmeyen Paraşüt Sporu, standart bir eğitimden sonra yapılması oldukça kolay ve keyiflidir. Yamaç paraşütü eğitimleri THK, üniversite kulüpleri ve özel kulüpler tarafından düzenlenmektedir.

    Türkiye’de Yamaç Paraşütü Yapılan Yerler

    – Babadağ, Fethiye, Muğla
    – Asas Tepesi, Kaş, Antalya
    – İnönü C Tepesi, Eskişehir
    – Munzur Dağları, Ergan, Erzincan
    – Bozdağ, İzmir
    – Nemrut Dağı, Adıyaman
    – Ali Dağı, Kayseri
    – Eğirdir, Isparta
    – Abant, Bolu
    – Gölbaşı, Ankara
    – Pamukkale, Denizli
    – Aksu, Antalya

  • Tarihi Eserleri ve Muhteşem Doğal Güzellikleri ile İstanbul

    Tarihi Eserleri ve Muhteşem Doğal Güzellikleri ile İstanbul

    Eski Dünya’nın merkezinde yer alan İstanbul, tarihi eserleri ve muhteşem doğal güzellikleri ile ünlü dünyanın en büyük şehirlerinden biridir. Dünyada iki kıtaya yayılan tek şehirdir: Asya ve Avrupa’nın dar bir boğazla ayrıldığı bir noktada yer alır – Boğaz. İstanbul, 2.500 yılı aşkın bir tarihe sahiptir ve kara ve denizlerin bu stratejik kavşağında kuruluşundan bu yana şehir çok önemli bir ticaret merkezi olmuştur.

    Tarihi İstanbul şehri, üç tarafı Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç ile çevrili bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları olmak üzere üç büyük imparatorluğun başkenti olmuştur ve 1.600 yıldan fazla bir süredir 120’den fazla imparator ve padişah dünyayı buradan yönetmiştir. Dünyada başka hiçbir şehir böyle bir ayrım iddia edemez. Gelişimi sırasında, şehir dört kez genişletildi, her seferinde şehir surları batıya doğru yeniden inşa edildi.5. yüzyıldan kalma Roma surları ile çevrili ve yedi tepeye yayılan İstanbul, Türk sanatının başyapıtları, tepeleri taçlandıran Sultanların ulu camileri ile süslenmiştir.

    Şehir her yönden zarif, görkemli ve sakin bir siluet sunuyor. Oldukça güvenli bir doğal liman olan Haliç, şehrin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Talih, İstanbul’a ana kara yollarının denize ulaştığı bir kavşakta konum, kolayca savunulabilir bir yarımada, ideal bir iklim, zengin ve cömert bir doğa, stratejik Boğaziçi’nin kontrolü ve antik dünyada merkezi bir coğrafi konum gibi avantajlar sağladı.

    Bir imparatorluk başkenti olarak, şehir sadece idari değil, aynı zamanda dini bir merkezdi. Doğu Hristiyanları Patrikhanesi’nin kuruluşundan bu yana merkezi burada olmuştur ve Hristiyan dünyasının en büyük erken kiliseleri ve manastırları bu şehirde pagan tapınaklarının üzerinde yükselmiştir.Şehir fethedildikten sonraki bir yüzyıl içinde, ona Türk karakteri kazandıran camiler, saraylar, okullar, hamamlar ve diğer mimari anıtlarla zenginleştirilirken, harabe halindeki mevcut kiliselerin bir kısmı onarılmış, değiştirilmiş ve camiye dönüştürülmüştür. Osmanlı padişahlarının kendilerine “İslam Halifesi” unvanını aldıkları 16. yüzyıl ile Cumhuriyet’in ilk yılı olan 1924 arasında İstanbul, aynı zamanda Halifeliğin de merkezi olmuştur.

    İstanbul’a diğer tüm limanlardan daha fazla Yahudi yerleşti ve 15. yüzyılda Türkler tarafından İspanya’dan kurtarıldıktan sonra burada kendilerine yeni ve mutlu bir hayat kurdular. İstanbul her zaman camilerin, kiliselerin ve sinagogların yan yana var olduğu bir hoşgörü şehri olmuştur. Şehir, Osmanlı’nın gerileme döneminde bile çok sayıda göz kamaştırıcı ve etkileyici eserle bezenmiştir.Bu süre zarfında Avrupa sanatının etkisi yeni saraylarda kendini hissettirirken, Haliç’in kuzey yamaçları, Galata ve Beyoğlu semtleri Avrupai bir karaktere büründü. I. Dünya Savaşı’na taraf olan imparatorluk çöktüğünde ve onun yerini alan genç Cumhuriyet’in başkenti Ankara’ya taşıdığında bile İstanbul önemini yitirmedi.

    II. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda başlayan ve 1950’li yıllarda ivme kazanan gelişigüzel gelişme, ne yazık ki eski kentin dokusunu olumsuz yönde etkilemiş, eski ahşap evler hızla yok olurken, beton binalar çoğalmıştır. İstanbul, göç nedeniyle bir nüfus patlaması yaşadı ve çok kısa bir süre içinde tarihi surların çok ötesine yayıldı.Duvarların içindeki alanlar atölyeler, değirmenler ve ofisler tarafından istila edildi; yeni caddeler bile trafik sorununu çözememiş, altyapının yetersizliği Haliç’ten başlayarak deniz kirliliği sorununa yol açmıştır.

    1980’li yıllarda kenti kurtarmak için yapılan girişimlerle İstanbul, tarihinde görülmemiş ölçekte bir yeniden yapılanma sürecine girdi. Haliç kıyılarında yeşil kuşak oluşturmak için binlerce bina yıkıldı; Marmara Denizi’nin sahilleri doldurularak hak iddia edilen araziye park ve bahçeler inşa edildi. Deniz kirliliğinin önlenmesi amacıyla drenaj sistemleri tamamlanmış, fiziksel ve biyolojik atıksu arıtma tesisleri kurulmuş; Doğal gazın ısınma için kullanılması hava kirliliğini önemli ölçüde azaltmıştır. Roma surlarının restorasyonu için çalışmalar devam ederken, ana arter olan Beyoğlu yeni bir cadde inşa edilerek kurtarıldı. Genel temizlik, bakım, çöp toplama alanlarında iyileştirmeler yapıldı ve bu hizmetler artık Batı Avrupa standartlarında.

    Çevre yolları, iki kıtayı birbirine bağlamak için iki asma köprü üzerinden İstanbul Boğazı’nı geçmektedir. Avrupa yakası artık hızlı bir tramvay sistemine ve metroya sahip olmuş, deniz kıyılarına inşa edilen hidrofil terminaller ile deniz ulaşımında konfor ve hız sağlanmıştır. Tarihi yarımadadaki tüm sanayi kuruluşları banliyölerdeki yeni tesislerine taşındı ve yeni uluslararası otobüs terminali trafik yoğunluğunu azalttı. Eski hapishane ve şehrin ilk büyük beton binası turizme verildi ve 5 yıldızlı otellere dönüştürüldü. Şehir, Marmara kıyıları boyunca doğu-batı ekseninde dinamik bir şekilde büyümekte ve tüm hızıyla gelişmektedir.

  • Priene, Antik Çağ’dan günümüze kadar en iyi korunmuş örneklerden biridir

    Priene, Antik Çağ’dan günümüze kadar en iyi korunmuş örneklerden biridir

    Efes’in güneyinde yer alan Priene Antik Kenti, 4. yüzyıldan kalma bir kentin muhteşem özelliklerini sunmaktadır. Priene Antik Kenti, Aydın’ın Söke ilçesinin 15 kilometre güneybatısında, Samsun Dağı’nın (Mykale) güney eteklerinde bulunmaktadır. İon Birliği’ne dahil olan bu kent hakkında ilk bilgiler, antik kaynaklarda MÖ 7. yüzyılda yer almaktadır. Kent, MÖ 4. yüzyıl ortalarında Miletli Hippodamos’un adıyla anılan plan temel alınarak yeniden inşa edilmiştir. Priene, Bizans devrinde bir piskoposluk merkezi olmuştur. Menderes Nehri’nin taşıdığı alüvyonlar sebebiyle denizden giderek uzaklaşan şehir, zamanla değerini kaybetmiştir. Priene’nin 13. yüzyılda tamamen boşaltıldığı bilinmektedir.

    Kentin dik bir kayalık üzerine inşa edilmesi, savunma açısından avantaj sunmuştur. Priene, Antik Çağ’dan günümüze en iyi şekilde korunmuş şehir planlaması örneklerindendir. Bu açıdan, Anadolu’daki şehir planlaması gelişimini kavramak ve çağdaş planlama uygulamaları için bir örnek teşkil etmek son derece mühimdir. Priene, ünlü şehir plancısı Miletli Hippodamos tarafından tasarlanmıştır ve kenti satranç tahtası planında, boğaz sokakları birbirini dik açıyla kesecek şekilde tasarlamıştır. Ana caddeler doğu batı yönünde, tali caddeler ise kuzey güney yönünde uzanır. Bütün bir şehir olarak güneye bakmaktadır. Bu düzenleme Priene evlerinin kış aylarında güneş ışığı alması, ağızları ise yaz aylarında evlerin çatılarına güneş çıkması sağlamıştır.

    Hippodamos planı, kenti insulas veya adalara ayırmıştır. Her dikdörtgen alanı ölçen… ya dört evi ya da bir resmi binası vardı. Stadyum ve tiyatro gibi bazı yapılar şekilleri ve/veya büyüklükleri nedeniyle şehir planına uymuyordu. Şehir planlamasının yanı sıra, Priene’yi ziyaret eden üç anıt vardır: Priene tiyatrosu, Rum tipi tiyatroların en güzel örneklerinden biridir. At nalı şeklindeki bu tiyatro yamaca inşa edilmiştir ve 5000 kişilik oturma kapasitesine sahiptir. Tiyatro, tarihin farklı dönemlerinde tadilatlar geçirmiştir.

    Menderes Vadisi’nden ve deniz seviyesinden yaklaşık 100 metre yükseklikte yer alan Athena Tapınağı, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Halikarnasos’taki Mozole’nin de mimarı olan mimar Pytheos tarafından tasarlanan bu İon tapınağı, İyonya’nın en ünlü anıtlarından biri haline geldi. Priene’deki tapınağından sonra Pyteos, İyon mimarisinin ilkelerini açıklayan bir kitap yayınladı. Bu tapınağı kullandığı özellikler, İyon mimarisinin kanonik düzenleri haline geldi.

    Antik kentin merkezinde dönemin tanınmış mimarları tarafından inşa edilen ve şehir planına ustalıkla entegre edilen pek çok anıtsal yapı mevcuttur. Kentin öne çıkan yapıları arasında Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, agora, Zeus Tapınağı, bouleuterion, üst gymnasion, alt gymnasion, Mısır Tanrıları Tapınağı, Büyük İskender’in konutu, Bizans kilisesi ve nekropol bölgesi bulunmaktadır. Kentin başka bir önemli yapısı olan tiyatro, M.Ö. 350 yılında inşa edilmiştir ve 5 bin kişilik bir kapasiteye sahiptir. Bunlarla birlikte, Geç Klasik ve Helenistik dönemlere ait, türünün en iyi korunmuş örneklerinden biri olan Priene’nin evleri, yerleşim tarihi hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. Kent bu açıdan “Anadolu’nun Pompei’si” olarak nitelendirilmektedir.

  • 3-4 Günde İstanbul’da Nereler Gezilir

    3-4 Günde İstanbul’da Nereler Gezilir

    Tarihi İstanbul şehri, Boğaziçi ve Haliç ile birleşerek bütünlük oluşturduğu kıyılarda inşa edilmiştir. Dünyanın hiçbir köşesinde, bu kadar yakın bir mesafede doğanın başyapıtlarını, insanın el emeği eserlerini, tarihin izlerini ve yaşamın yankısını bulamazsınız. Şehirde kısa süreli konaklayanlara günlük geziler, önemli tarihi mekanları, müzeleri, ünlü Kapalıçarşı ve çevresini ziyaret ettirirler. Limandan hareket eden turlar veya oteller, Tarihi İstanbul yarımadasındaki eserleri yarım günlük programlarla ziyaret ederler. Önemli yapıtlar: Dünyanın 8. harikasından biri olarak kabul edilen Ayasofya Müzesi, Süleymaniye Camii, Sultan Ahmet Camii, Hipodrom ve Topkapı Sarayı Müzesi bulunmaktadır.

    Bu klasik bir günlük turun yanı sıra, pek çok Roma, Bizans ve Türk eserleri ile Boğaziçi ve Asya yakası turları, İstanbul’u ziyaret edenlerin unutulmaz anılarla ülkelerine dönmesini sağlar. Roma dönemi şehir surları, son Bizans dönemi freskleri ve mozaikleri ile dekore edilmiş, tanınmış Kariye Müzesi, şehrin en güzel manzarasına sahip Galata Kulesi, Boğaziçi kıyısındaki dünyanın en zengin sarayı Dolmabahçe, ünlü Arkeoloji Müzeleri, Türk İslam Sanatları Müzesi, Mısır Çarşısı ve daha birçok tarihi eseri keşfedebilmek için İstanbul’da 3-4 gün konaklamak gerekmektedir.

    Gece turları, oryantal dans ve folklor ekiplerinin canlı performanslarıdır. İstanbul’un havaalanı ve limanı Avrupa kıtasındadır. Vapurla seyahat etmek veya modern Boğaziçi Köprüleri aracılığıyla Asya’ya geçmek, bu fırsatı yakalayamamış kişiler için büyük bir fırsattır. Şehrin ve Boğazın panoramik görüntüsü, asma köprülerden ve Asya tarafındaki Çamlıca Tepesi’nden tüm görkemiyle izlenebilir. Şehir merkezine vapurla bir saat, hızlı deniz otobüsleriyle yarım saat uzaklıkta bulunan Adalar, dinlenmek, eğlenmek, yürüyüş yapmak ve yüzmek, fayton turları için mevsimlik harika ve uygun yerlerdir.

    Şehir turlarında seyahat acentelerinin sağladığı turların yanı sıra konforlu limuzin kiralama seçenekleri de mevcuttur. İstanbul’da alışveriş olanakları bol ve çeşitlidir. Kapalı Çarşı ve girişteki ünlü büyük mağazalar, Ak Merkez, Galeria, Capitol gibi merkezler, Beyoğlu, Nişantaşı butiklerinin yanı sıra Bağdat Caddesi’ndeki dükkanlar yıl boyunca hizmet verirler. İstanbul gezilerinde Boğaziçi’ni ziyaret etmek, güzelliklerini izlemek zorunludur, keyiflidir.Eminönü’nden hareket eden düzenli vapurlar, otel ve turizm ajanslarının organize ettiği turlar veya kiralanacak bir deniz aracı ile gündüz ya da gece Boğaziçi en güzel şekilde gözlemlenebilir. Karadeniz’e doğru zigzag yaparak ilerlerken, sol taraf Avrupa, sağ taraf ise Asya kıyılarıdır.

    Kız Kulesi’nin önünde Üsküdar’da karşı kıyıda Dolmabahçe Sarayı yer alır. 1704 metre uzunluğundaki ilk asma köprünün Avrupa kulesi Ortaköy’de, diğer kule ise karşıda, Beylerbeyi sarayı yanında yükselmektedir. Eski yapılar ve modern köprü bir arada yer alır. Köprünün ardından görülen Asya tarafındaki büyük, sarı iki kuleli yapı “Kuleli Askeri” okuludur. (19yy). Karşı tarafta, Bebek plajlarındaki dikkat çekici tarihi yapı Mısır Konsolosluğu’dur. Bebek, derin bir marina alanıdır. 20yy’ın başlarında inşa edilen sahildeki hoş küçük cami, klasik Türk sanatının üslubunu yansıtmaktadır.