Kategori: Destinasyon

Tatil Gezi Destinasyonları

  • Efes, dünyanın en büyük ve en etkileyici antik kentlerinden biridir

    Efes, dünyanın en büyük ve en etkileyici antik kentlerinden biridir

    İlk çağın en tanınmış şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes Nehri’nin akıntılarını boşalttığı körfezin civarında inşa edilmiştir. Tarıma uygun topraklar, Doğu’ya açılan önemli bir ticaret yolu olması, hem putperestlik hem de Hristiyanlık dönemlerinde çok önemli bir dini merkez haline gelmesi, tarihte büyük bir şehir olarak anılmasını sağlamıştır. Bilim ve sanat alanında tanınmış, ünlü şahsiyetler yetiştirmiştir. Bunlar rüya yorumcusu Ardemidotus, şair Callinos ve Hipponax, filozof Heraklitos, ressam Parrhasius, dil bilgini Zenodotos, doktor Soranos ve Rufus’tur.

    Efes’in tarihi M.Ö.6000’lere kadar gitmektedir; bu, son dönemlerde Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde bulunan eserlerle kanıtlanmıştır. Ayasuluk Tepesi’nde gerçekleştirilen kazılar, bu alanda Erken Tunç Çağı’ndan günümüze kadar kesintisiz bir yerleşimin mevcut olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, eski Efes’in Ayasuluk tepesinde bulunduğunu ve buranın Anadolu halkları ile Hititler tarafından yerleşildiğini göstermektedir. Ayrıca Hitit yazılı belgelerinde Apasas adıyla anılan kentin bu yer olduğu da kesinleşmiştir.

    Antik yazarlar Strabon ile Pausanius ve tarihçi Herodot, Efes’li şair Callinos gibi eski kaynaklar, Efes’in Amazonlar tarafından inşa edildiğini ve yerel halkın Karyalılar ile Leleglerden oluştuğunu göstermektedirler. M.Ö. 11. yüzyılda Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos, diğer kolonistler gibi Anadolu’ya gelerek Efes bölgesine yerleşmiştir. Söylenceye göre; Androklos, yeni bir şehir inşa etmek üzere yola çıkmadan önce kahinle görüşür. Kahin, o şehri inşa edeceği yeri bir balık ve yaban domuzunun göstereceğini belirtir.

    Adamlarıyla beraber Anadolu sahillerine ayak basan Androklos, tuttukları balıkları tavada pişirirken, tavadan sıçrayan bir balığın yaydığı kıvılcımlar çalıları ateşe verir. Çalıların arkasındaki bir yaban domuzu alevlerden korkup kaçışmaya koyulur. Andraklos’un kahinden duyduklarını hatırlayarak Atina’ya biner, yaban domuzunu izler ve onu öldürür; öldürdüğü yaban domuzunun olduğu yere şehrini inşa eder. Bu efsane Hadriyan Tapınağının frizlerinde tasvir edilmiştir.

    Bu kabartmaların asılları Efes Müzesi’nde sergilenmektedir. Helenler buraya vardıklarında Anadolu’nun neredeyse her yerinde olduğu gibi Ana Tanrıça Kybele’yi en yüksek tanrı olarak keşfettiler. Yerli halkla iletişim kurabilmek amacıyla Artemis’i ana tanrıçayla özdeşleştirerek aynı mekanda ibadet etmeye başladılar. Artemis Efes’te Anadolu’nun baş tanrıçası Kybele’nin yerine geçerek bereket tanrıçası durumuna gelmiştir. M.Ö. 625 yılında ilk Artemis tapınağı inşa edilir. M.Ö. 7. yüzyılda şehir Kimmerler tarafından ele geçirilir ve Artemis Tapınağı yok edilir.

    M.Ö. 560 yılında Lidyalılar tarafından Efes alınır ve şehir Artemision etrafına taşınır. Bugün ziyaret edilen Efes, Büyük İskender’in generallerinden Lysimachos tarafından M.Ö. 3. yüzyılda Bülbül ve Panayır dağları arasındaki vadide inşa edilmiştir. Kent Akdeniz’in önde gelen deniz ticareti merkezlerinden biri haline gelmiştir. M.Ö. 2. yüzyılda Romalıların kontrolüne giren Efes, hızla ilerlemeye başlamış ve Roma İmparatorluğu’nun Küçük Asya’daki başkenti olarak M.S. 2. yüzyıla kadar en ihtişamlı dönemini geçirmiştir.

    O dönem kentin nüfusu 250 bin civarındaydı. Gerçekleşen büyük depremler ve Bizans Dönemi’nde Küçük Menderes’in getirdiği alüvyonlarla dolan limanın bir bataklık haline gelmesi ve sıtma salgınının ortaya çıkması nedeniyle şehir terk edilir. Efesliler, kentin ilk kurulduğu yer olan Ayasuluk tepesine yerleşim gerçekleştirirler. 1304 yılında Selçuklular tarafından alınan şehir, 1426 yılında Osmanlı topraklarına dahil olur. 1914 yılında Ayasuluk ismi Selçuk olarak değiştirilmiştir. 1957 yılında İzmir’in bir ilçesi haline gelmiştir.

  • Göreme Milli Parkı Üzerinde Kapadokya Sıcak Hava Balon Gezisi

    Göreme Milli Parkı Üzerinde Kapadokya Sıcak Hava Balon Gezisi

    Sıcak hava balon turları için dünyanın en iyi yeri Kapadokya bölgesidir. Dünya içerisinde doğa ve tarihin en güzel şekilde bir araya geldiği yerdir. Coğrafi olaylar garip kaya oluşumları oluştururken, tarihsel süreç boyunca insanlar bu toprak sütunların içine evler ve kiliseler oyarak ve fresklerle süsleyerek bin yıllık uygarlıkların izlerini taşımışlardır. Kapadokya’da ‘mutlaka görülmesi gereken’ pek çok yer var, örneğin; çeşitli ‘peri bacaları’, Göreme Vadisi, Göreme Milli Parkı, kaya kiliseleri, kaymaklı, Derinkuyu veya Özkonak yeraltı şehirleri, Zelve Vadisi, Avanos, çanak çömlekleriyle birlikte, Uçhisar ve Ortahisar kaya kalesi, Ihlara Vadisi, Kızıl Vadi ve Soğanlı.

    Dünyada ilk kez var olması 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan balonla uçuş sporu, ülkemizde de yoğun bir şekilde ilgi görmektedir. Uzun yıllar boyunca bireysel spor amacı ile yapıldığı gibi, ülkemizin turistik bölgelerinde bölgesel aktiviteler sırasında balonla şehir turları da yapılmaktadır. Balon, içine doldurulan sıvı propan gazının ısıtılması ile havalanır. Uygun rüzgar altında (10 km/s’nin altında) sakin bir uçuşla uzun süre havada kalabilirsiniz. Uygun uçuş yüksekliği 500 – 1500 feet arasında olan, irtifa kazanımı ve kaybı olan balon yönlendirme, hızını değiştirme, deneyimli bir pilot tarafından kolaylıkla yapılabilmektedir.

    Balonun Yapısı
    Sepet içerisinde genellikle hafif ve sentetik bir malzeme olan “vimin”den imal edilen ve balonun yolcularını taşıyan propan gazı tüpleri, altimetre, termometre, havaalanı ile haberleşme için kablosuz, varyometre ve yangın söndürücüler bulunmaktadır. Propan tüpleri, yaklaşık 20 kg. Sepet içindeki her bir ağırlık, balonun genişlemesini koruyan propan gazı içerir. Her tüp, balona yaklaşık 40 – 45 dakikalık bir uçuş imkanı sağlar.

    Balonun toplam kaldırma kuvveti 771 Kg civarındadır. Balonun kalkışı, balonun içine doldurulan propan gazının, altındaki fırınlar vasıtasıyla ısıtılması ile sağlanır. Fırınlar balonun hacmine göre 2 veya 3 adet olabilir. Balonun içindeki ısı asla 120 dereceyi geçmemelidir. Uçuşu durdurarak inişi sürdürmek için içine kırmızı ip çekilir. Bu sayede aktif düşen valf, içindeki havanın hızlı bir şekilde dışarı atılmasını sağlar. İç havanın boşaltma hızının yetersiz olması durumunda balonun üst kısmında bulunan acil durum deliği açılır.

  • Antalya’da Ne Yenir, Antalya’nın Meşhur Yemekleri

    Antalya’da Ne Yenir, Antalya’nın Meşhur Yemekleri

    Antalya, yöresel yemekleri ile ünlü. Öyle ki değişik malzemelerle yapılan birçok özel yemeği bulunuyor. Taratorlu piyaz, laba, hibeş, saç kavurması, tandır kebabı, Arap kadayıfı… Bu arada reçelleri de unutmamak gerekir. Greyfurt, limon, portakal, bergamot, turunç ve benzeri narenciye ürünlerinin yanında, patlıcan, karpuz ve incirden de yapılan pek çok reçel çeşidi bulunuyor. Akdeniz’in bu güzel kentinde deniz ürünlerin ise tadı bir başka güzel… Taze balıkların, ahtapotun, kalamarın ve midyenin lezzeti bile alıştığımızdan çok farklı…

    Bir turizm başkenti olma yolunda hızla ilerleyen Antalya’da Fransız mutfağından, Çin mutfağına kadar değişik mutfakların incelikli örneklerini bulmak mümkün. Antalya geceleri de epey renkli geçiyor. Gece kulüpleri, yat limanı lokantaları, Konyaaltı’ndaki restoranlar ve lüks otellerin yanı sıra; Kaleiçi’ndeki yan yana sıralanan bar ve kafeler değişik eğlence alternatifleri sunuyor. Hareketli geçen bir günün yorgunluğunu atmak için yapabileceğiniz en iyi şey, akşam serinliğinde Kaleiçi kafelerinde oturup soğuk birşeyler içmek olabilir.

    Dev çam ağaçları altındaki fıskiyeli ve süs havuzlu bahçede bir semaver sipariş verip, hararetinizi giderebilirsiniz. Burada içeceğiniz nefis demli çayın tadını unutamayacaksınız. Tek tük de olsa palmiye ağaçları altında keyifle nargile fokurdatanlara rastlıyorsunuz. Akdeniz’in leziz deniz ürünleri, şiş köfteler, şakşuka, acılı ezme, humus ve haydari gibi mezeleriyle ünlü Antalya’da, hemen her yerde ızgara alabalık, gözleme çeşitleri ve minik acılı turşu bulmak mümkün.

    Antalya Mutfağı, bölge ürünlerinin şekillendirdiği bir yapıya sahip.Turunçgiller, muz, susam, yer fıstığı, soya, domates, salatalık, biber, taze fasulye, kabak ve patlıcan en çok elde edilen ürünler. Zeytinciliğin de yapıldığı sıcak iklimli Antalya’da, sebze-meyve ağırlıklı bir mutfak göze çarpıyor.

    Geleneksel Antalya Mutfağın Meşhur Yemekleri

    – Antalya Usulü Kabak Tatlısı
    – Kabuklu Kuru Fasulye
    – Kömbe
    – Sütlü Bulgur
    – Balık Ekşilemesi
    – Ekşi Tarhana Yapımı ve Çorbası
    – Filisli Lapa
    – Cevizli Baklava
    – Enginarlı Girit Kebabı
    – Sedik Aşı
    – Un Tarhanası
    – Hülüklü Çorba
    – Hibeş
    – Holuşka
    – Şilofta
    – Sütlü Kabak Çorbası
    – Bergamot Reçeli
    – Demir Tatlısı
    – Yörük Kebabı
    – Keşkek
    – Un Helvası
    – Tahinli Piyaz
    – Domates Civesi
    – Topak Kızartma
    – Arap Kadayıfı
    – Nohutlu Kelle Paça
    – Tarator Kızartma
    – Tahinli Kabak Tatlısı
    – Finike Usulü Muz Tatlısı
    – Fesleğenli Bamya Yemeği
    – Zeytinyağlı Yaprak Sarması ve Etli Yaprak Sarması
    – Kabak Çiçeği Dolması
    – Haluşka
    – Sarı Burma Tatlısı
    – Turunç Karpuç Reçeli
    – Yanıksı Dondurma
    – Un Tarhanası Yapımı ve Çorbası
    – Göleviz
    – Araka Yemeği
    – Tatlı Tarhana Yapımı ve Çorbası
    – Çiğirdik

  • Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır

    Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır

    “Sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin, senden öncekiler de böyleydiler. Akıllarını hep Bodrum’da bırakıp gittiler…” Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı böyle yazmıştı Bodrum için. Türkiye’nin tatil yöreleri içinde hiç bir yer Bodrum kadar değişik bir imaja sahip değildir. Herkesin ayrı bir Bodrum’u vardır. İsterseniz Bodrum’u Türkiye’ye ve dünyaya tanıtan Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u ile başlayalım: ‘Eskiden evler, savaş ve savunma için yüksek yamaçlara kondurulurdu.

    Bunlara ev değil ‘kule’ denirdi. Ama deniz özlemiyle, maviye imrenişten ötürü yerlerinde duramayarak, çam kokan nalınlarıyla, tıngır mıngır yokuş aşağı seğirtmişler; iki koyun gıcır gıcır çakılları boyunca dizilmişler. Arkada kalanlar ayak uçlarına kalkarak kızkardeşlerinin omuzları üzerinden denize bakakalmışlar. Kimi cesur evler de denize dalıp kayık olmuşlar ve dalgalar üzerinde oynaya güle, karadaki pısırık kızkardeşleriyle alay etmişler. İşte bundan dolayı kayıklarla evlerin, bir de mandalin bahçelerinin sıkı fıkı akrabalığı vardır.

    Denizde gidip gelmekten usanan kayıklar ya ev ya da mandalin bahçesi olurlar. “Görüp yaşamayana, Bodrum’u tanımayana yalan gelebilir ama Cevat Şakir’in dedikleri aynıyla vakidir, inanın. Bodrum ülkemizin adından en çok söz edilen tatil yörelerindendir. Bodrum’u tanıtan Halikarnas Balıkçısı ve onun Bodrum’a sevdalandırdığı aydınlarımızın, Bodrum’u mesken tutup yılın büyük bölümünü ya da tümünü orada geçiren yazar – çizerlerimizin bu ünde büyük payları vardır. Selim İleri’nin, Vedat Türkali’nin ve daha nice yazarımızın romanları, hikayeleri vardır Bodrum’da geçen.

    Ünü gittikçe artan, ünü arttıkça kalabalığı da artan Bodrum’da bildiğiniz bir şairimize, yazarımıza ya da ressamımıza rastlarsınız mutlaka bir yerlerde. Ama elbette sadece buradan gelmiyor ünü. Bodrum’un engin yürekli süngercileri, denizlere sevdalı kaptanları, balıkçıları, beyaz badanalı evleri, evlerin duvarlarına sarılmış mor çiçekli begonvilleri, içinde olmasa da çevresindeki pırıl pırıl koyları ve en çok da gündoğumuna doğru uzayıp giden geceleri ününe ün katıyor Bodrum’un. Bodrum yalnızca dinlenilecek bir yer değildir. Tatile mutlaka eğlence katılır. Bodrum tatilinde gün ikiye bölünür.

    Gündüz masmavi bir koyda denize girilir, parlak güneşin yakıcılığına bırakılır bedenler, yani dinlenilir de geceye hazırlanılır. Gün batıp da yıldızlar gökyüzünü süslediğinde yeni bir hayatın çağrısı duyulur. Bu çağrıya kulak tıkamak mümkün değildir. Bodrum gecesinin çağrısıdır bu. Dostlukların, düşlerin, aşkların çağrısına kim karşı koyabilir? Hele bir de dolunay süslüyorsa gökyüzünü!.. Kıyı boyunda, çevre köylerde ve koylarda, beyaz badanalı evlerin kıyısına dizildiği sokaklarda, yamaçlarda lokantalar geceye hazırdır. Usta balıkçıların ağlarına, oltalarına paçayı kaptırmış balıklar buzlara yatırılmıştır.

    Orfozlar, renkli skaroslar, midye dolmaları, kalamarlar ve mutlaka ahtapotlar!..Bodrum’da rakı sofrası kurulmuşsa ahtapot salatası olmazsa olmaz. Ahtapotlarından mı, pişiren ustalardan mıdır bilinmez ama öyledir. Bodrum’da herkes kendi gönlüne göre bir yer bulur akşamı geçirecek. Balıkçı meyhanesi de vardır, pizzacı da. Fasıl geçilen yer de vardır, rock müzik de. Barlar Sokağı, Cumhuriyet Caddesi, Neyzen Tevfik Caddesi, Azmakbaşı; kısacası her yer barlarla, meyhanelerle doludur. Seçim sizin. Bodrum sadece deniz ve güneş değildir, sadece renkli geceler de değildir.

    İnsanoğlunun Bodrum’daki macerasının 3000 yıla uzanan bir tarihi var. Bodrum’lu Tarihçi Herodot kentin MÖ. 1000 yıllarında Dorlar tarafından bugün kalenin bulunduğu yerde kurulduğunu yazıyor. O zaman burası adaymış. Halikarnassos en parlak dönemini MÖ. IV. yy’da yaşamış. Burayı Karya başkenti yapan Mausolos’un 24 yıl süren yönetiminde dünyanın yedi harikasından biri sayılan ve günümüze ancak temelleri ulaşabilen muhteşem Mausoleion anıtının yapımına başlanmıştı. Onun ölümünden sonra hem karısı, hem de kızkardeşi olan II. Artemisia anıt mezarın yapımını sürdürdü. O da tamamlayamadan ölünce sanatçılar kendi olanaklarıyla anıtı tamamladılar.

    36 sütunla çevrili İon tarzı tapınak bölümü, onun üzerinde 24 basamaklı piramix ve en üstte atlı bir araba ile Mausolos ve Artemisia’nın mermer heykellerinden oluşan 42 metrelik muhteşem bir eser ortaya çıktı. Heykeller ve bazı kabartmalar bugün British Museum’dadır. Kaçırılmamış, padişahın izniyle götürülmüştür. Artemisia ölünce yerine İdrius, ondan sonra da Prenses Ada başa geçmiş. Küçük kardeşi tarafından tahttan indirilen Ada kente hakim olan İskender (MÖ. 334) tarafından tekrar tahta çıkarılmıştır.

    İskender’den sonra bölge Lysimachos’un (MÖ. 301), sonra Ptolemaios’ların egemenliğine girmiş. MÖ. 189’da Rodos, 167’de Bergama Krallığı’na bağlanmış, MS. IV. yy’da Karia döneminde Piskoposluk Merkezi haline gelmiştir. 1274’de Menteşe Beyliği bu bölgede kurulmuş ve Kanuni Süleyman zamanında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Eski kent bütünüyle bugünkü yerleşimin altında kaldığı için fazla bir şey ortaya çıkarılamamıştır. Bodrum’un üst tarafından geçen karayolunun yanındaki tepede bulunan ve restore edilen tiyatro da Maussollos döneminde yapılmıştı.

    Kent surlarının bir kısmı Gümbet yolundaki Myndos kapısında görülebilmektedir. Kentin simgesi sayılan Kale’nin gördüğümüz sonuncusu Saint Jean Şovalyeleri tarafından Sultan Çelebi Mehmet’in izniyle yapılmıştır. 1402’de yapımına başlanan kaleye zamanla eklemeler yapılmıştır. Bir depremle yıkılan Mausolleion’un kalıntıları kalede yapı taşı olarak kullanılmışlardı. Kalenin kuleleri yapılışlarına göre Fransız, İtalyan, Alman, İspanyol ve İngiliz Kulesi olarak adlandırılırlar. Kale bugün müze olarak düzenlenmiştir. Ülkemizin ilk ve tek sualtı müzesi buradadır.

  • Tarihi Eserleri ve Muhteşem Doğal Güzellikleri ile İstanbul

    Tarihi Eserleri ve Muhteşem Doğal Güzellikleri ile İstanbul

    Eski Dünya’nın merkezinde yer alan İstanbul, tarihi eserleri ve muhteşem doğal güzellikleri ile ünlü dünyanın en büyük şehirlerinden biridir. Dünyada iki kıtaya yayılan tek şehirdir: Asya ve Avrupa’nın dar bir boğazla ayrıldığı bir noktada yer alır – Boğaz. İstanbul, 2.500 yılı aşkın bir tarihe sahiptir ve kara ve denizlerin bu stratejik kavşağında kuruluşundan bu yana şehir çok önemli bir ticaret merkezi olmuştur.

    Tarihi İstanbul şehri, üç tarafı Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç ile çevrili bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları olmak üzere üç büyük imparatorluğun başkenti olmuştur ve 1.600 yıldan fazla bir süredir 120’den fazla imparator ve padişah dünyayı buradan yönetmiştir. Dünyada başka hiçbir şehir böyle bir ayrım iddia edemez. Gelişimi sırasında, şehir dört kez genişletildi, her seferinde şehir surları batıya doğru yeniden inşa edildi.5. yüzyıldan kalma Roma surları ile çevrili ve yedi tepeye yayılan İstanbul, Türk sanatının başyapıtları, tepeleri taçlandıran Sultanların ulu camileri ile süslenmiştir.

    Şehir her yönden zarif, görkemli ve sakin bir siluet sunuyor. Oldukça güvenli bir doğal liman olan Haliç, şehrin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Talih, İstanbul’a ana kara yollarının denize ulaştığı bir kavşakta konum, kolayca savunulabilir bir yarımada, ideal bir iklim, zengin ve cömert bir doğa, stratejik Boğaziçi’nin kontrolü ve antik dünyada merkezi bir coğrafi konum gibi avantajlar sağladı.

    Bir imparatorluk başkenti olarak, şehir sadece idari değil, aynı zamanda dini bir merkezdi. Doğu Hristiyanları Patrikhanesi’nin kuruluşundan bu yana merkezi burada olmuştur ve Hristiyan dünyasının en büyük erken kiliseleri ve manastırları bu şehirde pagan tapınaklarının üzerinde yükselmiştir.Şehir fethedildikten sonraki bir yüzyıl içinde, ona Türk karakteri kazandıran camiler, saraylar, okullar, hamamlar ve diğer mimari anıtlarla zenginleştirilirken, harabe halindeki mevcut kiliselerin bir kısmı onarılmış, değiştirilmiş ve camiye dönüştürülmüştür. Osmanlı padişahlarının kendilerine “İslam Halifesi” unvanını aldıkları 16. yüzyıl ile Cumhuriyet’in ilk yılı olan 1924 arasında İstanbul, aynı zamanda Halifeliğin de merkezi olmuştur.

    İstanbul’a diğer tüm limanlardan daha fazla Yahudi yerleşti ve 15. yüzyılda Türkler tarafından İspanya’dan kurtarıldıktan sonra burada kendilerine yeni ve mutlu bir hayat kurdular. İstanbul her zaman camilerin, kiliselerin ve sinagogların yan yana var olduğu bir hoşgörü şehri olmuştur. Şehir, Osmanlı’nın gerileme döneminde bile çok sayıda göz kamaştırıcı ve etkileyici eserle bezenmiştir.Bu süre zarfında Avrupa sanatının etkisi yeni saraylarda kendini hissettirirken, Haliç’in kuzey yamaçları, Galata ve Beyoğlu semtleri Avrupai bir karaktere büründü. I. Dünya Savaşı’na taraf olan imparatorluk çöktüğünde ve onun yerini alan genç Cumhuriyet’in başkenti Ankara’ya taşıdığında bile İstanbul önemini yitirmedi.

    II. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda başlayan ve 1950’li yıllarda ivme kazanan gelişigüzel gelişme, ne yazık ki eski kentin dokusunu olumsuz yönde etkilemiş, eski ahşap evler hızla yok olurken, beton binalar çoğalmıştır. İstanbul, göç nedeniyle bir nüfus patlaması yaşadı ve çok kısa bir süre içinde tarihi surların çok ötesine yayıldı.Duvarların içindeki alanlar atölyeler, değirmenler ve ofisler tarafından istila edildi; yeni caddeler bile trafik sorununu çözememiş, altyapının yetersizliği Haliç’ten başlayarak deniz kirliliği sorununa yol açmıştır.

    1980’li yıllarda kenti kurtarmak için yapılan girişimlerle İstanbul, tarihinde görülmemiş ölçekte bir yeniden yapılanma sürecine girdi. Haliç kıyılarında yeşil kuşak oluşturmak için binlerce bina yıkıldı; Marmara Denizi’nin sahilleri doldurularak hak iddia edilen araziye park ve bahçeler inşa edildi. Deniz kirliliğinin önlenmesi amacıyla drenaj sistemleri tamamlanmış, fiziksel ve biyolojik atıksu arıtma tesisleri kurulmuş; Doğal gazın ısınma için kullanılması hava kirliliğini önemli ölçüde azaltmıştır. Roma surlarının restorasyonu için çalışmalar devam ederken, ana arter olan Beyoğlu yeni bir cadde inşa edilerek kurtarıldı. Genel temizlik, bakım, çöp toplama alanlarında iyileştirmeler yapıldı ve bu hizmetler artık Batı Avrupa standartlarında.

    Çevre yolları, iki kıtayı birbirine bağlamak için iki asma köprü üzerinden İstanbul Boğazı’nı geçmektedir. Avrupa yakası artık hızlı bir tramvay sistemine ve metroya sahip olmuş, deniz kıyılarına inşa edilen hidrofil terminaller ile deniz ulaşımında konfor ve hız sağlanmıştır. Tarihi yarımadadaki tüm sanayi kuruluşları banliyölerdeki yeni tesislerine taşındı ve yeni uluslararası otobüs terminali trafik yoğunluğunu azalttı. Eski hapishane ve şehrin ilk büyük beton binası turizme verildi ve 5 yıldızlı otellere dönüştürüldü. Şehir, Marmara kıyıları boyunca doğu-batı ekseninde dinamik bir şekilde büyümekte ve tüm hızıyla gelişmektedir.